“-Günaydın bir tall…
-Tabii (….) hanım, her zamankinden ,
tall americano değil mi??
-??!! eee..evet lutfen
-Buyrun efendim, bugünkü kahveniz ikramımızdır
-………….”


bu dialog bir kahve tutkununun ‘ yeni kahve düzeni’ dünyasındaki rutininden bir kesit sadece..
Ve o düzen içerisinde bir marka devi olarak görülen Starbucks’ ın binlerce şubesinden birinde geçmiştir..
kahveyle kırk yıl değilse de neredeyse onbeş yıla dayanan hatır gönül ilişkim sadece bu kadar mı??
hayır, artık değil!

Doğada hiçbirşey kısıtlayıcı kuvvetlerle karşılaşmadan büyüyemez

Tohum yeryüzü kabuğunun direnciyle karşılaşır.Ağaçlar rüzgarın direnciyle..hayvanlar diğerlerince…
Şirketler ve bireyler, özellikle de hızlı büyüyüp gelişenler, dinamik pazar ve sosyal güçlerin direnciyle karşılaşır..
Herşeye rağmen Starbucks neredeyse hiç görülmemiş bir hızla büyümüştür.
Şirket halka açıldığında Seattle çevresi ve komşu eyaletlerde 65 mağazası vardı..Kuşkucular, fincanı üç dolardan kahve fikrini bir batı yakası yuppie modası olarak alaya alıyorlardı
Starbucks bugün 37 ülkede, haftada ortalama 35 milyondan fazla müşterinin ziyaret ettiği şubelere sahip ve tabi ki sadık müşterilere:))
Şirketin 1992 deki ilk halka arzına 10.000 dolar yatırdıysanız, bu yatırımın bugünkü değeri yaklaşık 650.000 dolardır!!Bütün bu dönem boyunca hem büyümesini hem de kalitesini korumayı başarmış dünyanın en iyi markalarından biridir.(Business Week ve Fortune dergileri)

Materyali sadece kahve olan bir şirket bu kadar eski ve tanıdık bir tatla
nasıl bir ‘yeni düzen’ oluşturabilirdi ki??

Şeytan her zaman olduğu gibi ayrıntılarda gizliydi ve farklı bir şirketleşme anlayışında…

* Seattle balık pazarındaki ilk dükkan olan Starbucks Kahve, Çay ve Baharat(1971) adıyla dünyaya açılan bir kahve zinciri
* Çalışanlar -servis elemanları dahil- şirkette ‘partner’ olarak değerlendiriliyor ve hissedar olarak kendi işlerini yapmaktalar!!
* Yanı sıra baristaların ( garson denmiyor!) eğitim ve motivasyonları sürekli geliştiriliyor…
* Dostça karşılama, içten, düşünceli ve nazik olma hatta bilgili olma ve müşteriyi bilgilendirme olmazsa olmaz detaylar…
*Sunulan kahvenin kalitesi birincil ilkedir..ama yetmez..ilgisiz gibi görünen çok sayıda ayrıntı kahvenin o andaki ve gelecekteki kalitesini etkiler..kahve temin sürecinde iş yapılan insanların kalitesi, iş titizlikleri ve devamının olması, çiftliklerindeki sosyal koşullardan tutun çiftçilerin veriminden tedarikçilere uzanan kısacası kaliteli kahve akışını etkileyen her detaya önem verilir..Starbucks’ ı özel yapan kahveyi nasıl aldığıdır aslında..
* Starbucks müşterisi ne istediğini bilir ve memnuniyeti esastır.Mağazaya gelen her müşteri bilir ki tek başına bir köşede saatlerce oturabilir, bilgisayarla çalışabilir ve ‘ benim Starbucks’ ım’ rahatlığını yaşayabilir. Siparişi sadece ve sadece bir içimlik kahve dahi olsa:))

  • Twitter
  • Share/Bookmark


Hayattaki gerçek neşe kaynağı budur:
yüce olduğunu kabul ettiğin bir amaç için işe yaramak;
dünya kendisini seni mutlu etmeye adamadı diye yakınan, telaşlı ve bencil küçük bir dert budalası olmak yerine, doğanın bir kuvveti olmak..
GEORGE BERNARD SHAW

  • Twitter
  • Share/Bookmark

, Doyum sağlayacak kadar bir amaç,
, Geçinebilecek kadar bir iş,
, Temel ihtiyaçlara yetecek kadar zenginlik,
, İş ve eğlenceyi dengeleyecek kadar sağlıklı bir akıl,
, Birçok insanı beğenecek, bunlardan birazını da sevecek kadar şefkat,
, Kendini sevecek kadar özsaygı,
, Muhtaç olanlara verecek kadar iyilik duygusu,
, Zorluklarla yüz yüze gelecek kadar cesaret,
, Sorunları çözecek kadar yaratıcılık,
, Her an gülecek kadar mizah duygusu,
, İyi bir yarını bekleyecek kadar umut,
, Hayatı bütün değerleriyle yaşayacak kadar bir sağlık,
, Sahip oldukların için şükran duygusu

**ilgili resim ; Albrecht Durer ‘ Dua Eden Eller(Praying Hands) ‘

  • Twitter
  • Share/Bookmark

“Efsane İstanbul: Bizantion’dan İstanbul’a – Bir Başkentin 8000 Yılı” SAKIP SABANCI MÜZESİ

tam yanından geçip köşeyi dönecektim ki fısıldadı..
aslında göz göze gelmek an meselesiydi boyum kadar mermer heykelle…
‘Ben Batı Roma İmparatoru II. Valentinianus’ diye tekrarladı..
O an durup yaklaştım, üzerindeki herbir kıvrım ve detaya yakından baktım ve düşündüm…
tarihe adını bir şekilde not düşmüş bir imparatorun neredeyse canlanacak heykeline bakarken
ondan çok bu şahasere emek veren heykeltraşı düşündüm….
bu sert mermeri sabırla kıvrım kıvrım şekillendiren o büyük ustayı…
o zamanı yaşamak istedim, kıvrımlara daha çok yaklaştım ve gözlerimi kapatıp
yontunun her darbesinin sesini duymaya çalıştım..
o anda ki ustanın ruh halini, günlük hayatını çizdim düşlemimde ve binlerce yıl öncesinden
elinin değdiği mermere şu an dokunma mesafesinde olduğumu düşünüp ürperdim….
O sırada imparator emirler yagdırıyordu etrafa…kendi zamanının hakim edasıyla hala:))

Ben kafamda heykeltraşın izdüşümüyle vedalaşıp ve eserine saygılarımı sunup devam ettim yoluma…
Çünkü önümde gezip görecek 1000 yıl (!!) daha vardı..

İstanbul’un, Marmaray Projesi kapsamındaki Yenikapı kazılarıyla daha da geriye giden 8000 yıllık eşsiz tarihini, 500’ü aşkın eserle gözler önüne seren sergi, Bizantion’dan Neo Roma’ya, Constantinopolis’ten İstanbul’a; 8000 yıllık bir yolculuk sunuyordu.

Sergide; İstanbul’un bir Roma garnizonu iken, Doğu ve Batı Roma’nın ayrılmasından sonra giderek başkente dönüşmesi, Bizans İmparatorluğu’nun gelişme, duraklama ve çöküş evrelerinden sonra 1453 yılında Osmanlılar tarafından fethedilmesiyle yeni bir doğuşa sahne olması anlatılmıştı.

Herbir dönemi gezerken o dönemin tanıkları günlük eşyalar, yazıtlar, paralar ,takılar,yontular vs.. karşımdaydı ve binlerce yıllık tarihin ete kemiğe bürünmüş bu haline tanık olmak büyüleyiciydi..Millattan önce şu an gezindiğim topraklarda yaşamın varlığı ve millat sonrası büyük imparatorlukların yerleşkesi olması anlamı pekiştiriyordu..

İmparatorun sürprizinden sonra en çok etkilendiğim ne diye sorulursa eğer şüphesiz 1453 sonrası Osmanlı dönemi diyebilirim…özellikle alt salonda birebir kurulan II.Mahmud ‘ un sefer ve seyahatlerinde kullandığı çadır görkemliydi..saçaklarına dokunabilmek bile çok etkileyici..
Ve tabi ki kaftanlar….koca sultanlar için daha gösterişli bir giysi başka ne olabilirdi ki!..
Canlı tanık edasıyla gözümün önünde titizlikle yerleştirilmiş halleriyle ışıldıyorlardı…ister istemez hayalinizde canlanıveriyordu kaftanı giyen sultanlar…

Ve daha tariflere sıgmayacak esyalar, resimler ,kılıçlar ve diğerleri…

Bir rüyadan uyanmak istemezmiş gibi çıktım sergiden…ve dışarda tarih akıyordu hala…
İstanbul ‘ u çektim içime boğazı seyredip derin bir nefesle…..

  • Twitter
  • Share/Bookmark

Turgenyev’in “Babalar ve Oğullar” ında Bazarov’un dediği gibi

“Ölüm eski bir şey ama herkes için yenidir”

giden için mutlaka öyledir..

kalan için de pek bir farkı yoktur gidenden…

hayatımızda yeri olan birini kaybettiğimizde duyduğumuz sersemlik hissi bundan olsa gerek…

hazırlıksız, savunmasız, tek başınayızdır…

anlam arama boşunadır, sebepler sıralama nafile…

hamlesiz ve suskun kalış kaçınılmazdır…

kabullenerek alışma, ilahi güce boyun eğme ve sabretme…

yok daha ötesi…

İlahi takdir karşısında kul manasız…
Yalın bir çıplaklıktadır artık tafrasız..

Peki yaşarken öldürdüklerimiz….
Kendi hükmümüzle yani
yokluk olmalarına izin verdiklerimiz
???
Hayatımızda olmasın artık dediklerimiz…
Fark var mıdır??

  • Twitter
  • Share/Bookmark

Evet klişe laftır; parayla saadet olmadığı gibi kimi zaman zevk ve estetik de olamayabiliyormuş….hatırı sayılır bir maddi getiri sağlayacak bu anlamsız ve ucube yapı nerede mi?
Yeşil alanlar, kentsel dönüşüm vs..alanlarında kriterler değerlendirilerek verilen Avrupa Birliği Şeref Bayrağı Ödüllü, Türkiye’ nin tek belediyesi Bahçeşehir ‘de…

Fazla söze gerek yok, fotoğraf çirkinliği yeterince gösteriyor….önünde uzanan doyumsuz yeşil alan ve gölet manzarasıyla o kadar tezat ki…..şüphesiz sebep olanlar ‘eserleriyle’ gurur duyuyorlardır!!!..

  • Twitter
  • Share/Bookmark

Sular yükselince, balıklar karıncaları yer,
Sular çekilince de karıncalar balıkları..
Kimse bugünkü üstünlüğüne ve gücüne güvenmemelidir….
Çünkü kimin kimi yiyeceğine “suyun akışı” karar verir….

(Bir Afrika atasözü)

  • Twitter
  • Share/Bookmark