Archive for the ‘iç sesim’ Category
“Masallarla büyüyen çocuklar iyiliğin gücüne inanırlar.
Kötülüklerin, çirkinliklerin, haksızlıkların olmadığı bir dünya beklerler büyüdüklerinde de…
Öyle bir dünyada yaşamaya, öyle bir dünya yaratmaya çalışırlar ellerinden geldiğince..
Masallar okuyarak, dinleyerek yetişmek hem mutluluklarının hem de mutsuzluklarının nedeni olur onların..

İçlerinde yer eden inançla iyimser ve iyiliksever olsalar da herkesten çok onlar kırılırlar en ufak bir fenalıkla karşılaştıklarında…
Gerçeklerin acı yüzüne masalların gerçek olabileceğine inanarak tahammül eder, gerçeklerin masallara benzemediğini görerek hırpalanırlar.
Hayat masallardakine benzemiyordu belki..
Yine de onu bir masal kadar güzel kılmaya çalışmaktan vazgeçmemek gerekti…”
Cambazvari hayatlar yaşıyoruz…
iki arada bir derede…
Seçimlerin, seçmemelerin hayata teğet karmaşasında dengeyi tutturmak zor ama bir o kadar da gerekli….
Kimi zaman arsız bir gülümseme ve cesaretle başladığımız günler, bazen de hiçlik duygusuyla her an yok olacakmış denli kayıp gideceğimiz hisler yaşıyoruz….iki uç ruh halinde çalkalanmak hayatın bir gerçeği…
Doğru!
fakat dengeyi kaybettiğin an olacakları kim düşünmek ister??!!
Dengeyi tutturmak ve/veya korumak….cesaret işi mi , bilgelik mi, şans mı?….yoksa karakterinle mi alakalı? Öyle ya…duygusal kıvamlıysan vay haline..yok hafif bencil ve vurdumduymaz bir maya çalınmışsa hamuruna …eh işin bir parça daha kolaydır, bu sayede görünmez zırhların vardır…. Psikolojik, toplumsal, trajik vs handikaplara karşı kalkanların dışında tutar seni girdabın… yok mu hiç böyleleri etrafta..olmaz mı?
Bir de sen ne kadar dengede olduğunu düşünürsen düşün farkına varmadan bocalıyorsundur hayatlar arasında….bu genelde “son moda hayatlar” için geçerli…yani şehirli, modern , çağın gerekleriyle donanmış ( bilişsel, elektronik…) tarz sunumlarının yanında ilkel ve sade yaşama kodlanmış naturan arada bir başkaldırıyordur ben de buradayım hala diye…
O zaman meseleye uzaktan bakacak olursak hayatımıza yansıtmaya çalıştığımız vazgeçilmez unsur ‘DENGE’ aslında; genlerimizden ve insan olma tabiatımızdan gelen ,zaten var olan benliğimizi korumaya çalışma dürtümüzdür.
Yalınayak gezme ihtiyacı, tabiata doğal yaşama duyulan özlem, kariyere, şehre arkamızı dönüp kendimizi dingin dünyalara atma isteğimiz, sadeleşme,içimize dönme, duygusal tepkiler ……hepsi de aslolan ve kodlanmış özümüze dönme çabaları değiller mi?
Yani bizler ‘DENGE’ yi tutturmak adına olmadığımız bir şeylere dönüşme yolunda aslımızı korumak için mi savaş veriyoruz?
Bu zamanın gereği mi bu?
Peki ne kadar başarıyoruz……..?
Bunalmışım…hafif sıcak bastırıyor , bir yandan günlük iş telaşı….birden alıyorum mis gibi kokunu…
Az önce dalından biri alıp seni getirdi buraya…
biz de azıcık daha nefes alman için –olur ya! – koyduk bir şişe suya..
etraftaki materyal bolluğu , elektronik çöplüğü , dünya işleri içinde o kadar tezat,bir o kadar da saf ve doğalsın ki…
bu kadar basit işte…
ama bu basitliğin içinde bir dünya saklıyorsun bana…
kokunu aldığım an terk ediyorum olduğum mekanı, uzanıyorum hayallerime…
o kadar basit(!)sin ki senin gibi olamadığım için kızıyorum kendime…
alsız, pulsuz doğallığın, son çabanla dik tuttuğun narin gövden, efsunlu kokun …
daha ne olsun ki..
kıskandım bu doğallığı, bu dik durma çabasını, hayata tutunma adına başkaldırışını ve duyularımı teslim alan kokunu…
söyle nedir sırrın senin?
Dile gelsen ne söylerdin bana…
Yoksa tenezzül etmez miydin sözcükleri kullanmaya,
Karşındayım mı derdin sadece duruşumla,
Masamdaki akasya …
