o akşam herşey kusursuz olmalıydı…yıllar sonra mezuniyet gecesinden beri ilk defa fakülte dönemi bir araya gelecekti…ulaşabildigimiz kadar arkadaşa ulaştık, şehir dışından bile plan yapıp gelenler oldu…

rahatça sığabileceğimiz sıcak bir ortam seçmek istedik, o yüzden Nevizade’ de her zaman ki yerimi önerdim,kolayca hemfikir olduk…
fasıl, rakı eşilğinde ‘eski dostlar’ yılların bize getirdiğine inat yine öğrencilik günlerimize dönecektik……….
İşte hepimiz bir aradaydık, yüzlerimizdeki mutluluk ortamın mum
alevlerine inat coskuyla parlıyordu..hep bir agızdan içip eşlik ediyorduk şarkılara kadeh kaldırarak…

hüzünlü bir mutluluk ve o günlere duyulan az da olsa bir özlem hepimizi başka dünyalara alıp götürdü o anlarda…ben de kısa bir an masaya yaslanıp elimde kadehim huzur denizimde yüzerken gördüm
onu tekrar.

……..ve gözlerime inanamadım..O’ ydu evet..Hayal amca karşı
masamda oturuyordu..
havaalanındaki son karşılaşmamızdan sonra ilk kez görmüştüm onu…sık sık hatırıma gelmişti ama tekrar görebileceğime hiç ihtimal vermemiştim..
Yanına gitmek istedim ama içimdeki bir ses bu huzur seyrini biraz daha uzatmam gerektiğini söyledi bana…etrafımdaki her görüntü ve her ses flulaşıyor, sadece Hayal amca ve çevresindeki dünyası netliğini koruyordu…

ve tabi ki o eşsiz makamlı nağmeler;

“yalnız bırakıp gitme bu akşam yine erken
öksüz sanırım ben kendimi sensiz içerken
en neşeli demler bu gece sazla geçerken
öksüz sanırım ben kendimi sensiz içerken”

Hayal amca da şarkıya elinde kibarca tuttuğu rakı kadehi ve yüzündeki huzurlu tebessümle eşlik ediyordu o an..kadeh tutuşu, yudumlaması adeta bir ritüelin parçası gibiydi..naif ve saygılı….
ince yapılı bedeni oturduğu sandalyenin koluna yarı dayalı, bir eli müziğin ahenginde salınarak…eskilerin rakı masası adabı dediklerine canlı
tanık oluyordum eminim..
masasında tek başına değildi….havaalanında gördüğüm genç kadın
da vardı yine….tam karşısında oturmuş, gözleri uzaklara dalmış halde küçük yudumlarla iciyordu rakısını…Hayal amcayla konuşmuyorlardı hiç…sadece Hayal amca genc kadını sevgi dolu gözlerle seyrediyordu….
…bu bakışta neler yoktu ki…kıymetlim der gibi şefkat, beğeni, övgü ve….ve de özlem…duygu yüklü, zümrüt yesili bugulu bakışlar…

Genc kadın o kalabalık icinde yalnızlığı secmişti..icini kadehine döker, şarkılarla avunur gibi…onun da halinden huzurlu olduğunu anlayabiliyordum yine de…
Sonra yine oldu….deja vu mu neyse o işte…ben bu sahneyi biliyordum önceden…Hayal amca rakısındaki son yudumu usulca içti, bir parça çatalına aldığı beyaz peynir ve kavunu da üstüne yedikten sonra, zarif parmaklı elleriyle uzandı genc kadına dogru….
Bir yanağını avcunun icine alıp okşadı usulca…genç kadın yanağını yasladi omzuna dogru, gözlerini kapatıp kaldı öylece…tatlı bir tebessümle…
….ben genç kadına dalmisken Hayal amca yine kaybolmuştu ortadan.Yerimden kalkıp etrafa bakindim, yakalarım yine dedim ama bu sefer olmadı…Gülümsedim, bir daha ki sefere mutlaka dedim kendi kendime….emindim ona tekrar rastlayacaktim..
Bu sırada genç kadin da kalkmıştı masadan, göz göze geldik…sanki onları seyrettiğimi anlamış gibi baktı bana…o an o kadar güçlü görünüyordu ki gözüme, sanki bu hayatta hiç bir şey onu yikamaz gibiydi…meydan okumaya gider gibiydi bundan sonrasına…kimbilir belki de Hayal amcayla konuşmak -aslında bakismak- iyi gelmişti ona…güç katmıştı hayatına..
Yerime döndüm …alemin keyfine ve seyrine daldım ve kadehimden bir yudum alıp eşlik ettim Hayal amcanın şerefine;

” Yalnız bırakıp gitme bu aksam………”

  • Twitter
  • Share/Bookmark

One Response to “Zümrüt yeşili (2)”

Leave a Reply