Archive for February, 2011

Yine telaşlı bir sabah….uçakla yolculuk her ne kadar mesafeyi kısaltsa da havaalanlarında harcanan zaman can sıkıcıdır….yine rutin iş seyahatlerimden biri…neyse ki çok zaman var daha … kahvemi içerken son dosyaları da toparlarım…

Bunları düşünürken terminaldeki cafelerden birinin rahat koltuklarına attım kendimi ve her zaman ki amerikanomu sipariş ettim. Niyetim son dosyalara bakmaktı ama bir an kısa bir keyif molası yapmak istedim etrafı seyrederek…

Bir yanımda iki kişi hararetli bir konuyu tartışıyordu, az sonra hesabı ödeyip kalktılar, az ötemde genç ve alımlı bir bayan ipad iyle meşguldü ve yan masamda iki genç bey yanlarında biri daha yaşlıca olan iki bayanla sohbete dalmışlardı..
Daha yaşlıca bir bey de vardı masada , hafif dalgalı kır saçlarını ıslak geriye taramış,aslında esmer, avurtları çökük ancak oldukça temiz ve şık giyimli bu bey sohbete pek katılmıyordu…hatta hiç..
birşey de içimiyordu, sadece elindeki tespihi çekmekteydi sürekli…hiç konuşmasa da yüzündeki ince tebessüm ve huzur ve orda bulunmaktan duyduğu mutluluğu hissedebiliyordum..
masadaki diğer dört kişi de onunla pek ilgili değildi açıkçası…biraz daha inceleyince bu beyin ( hadi Hayal amca diyelim) gözlerini hiç ayırmadan bir noktaya baktığını gördüm..
Tam karşısında oturan uzun boylu, yapılı, muhtemelen otuzlarına yakın gence dikmişti gözlerini..evet evet kesinlikle öyle.. tam karsıma denk geldiği için bakışlarını net görebiliyordum. Bu bakışta şefkat, özlem ve gurur vardı..uzun uzun ve anlamlı….

Bir ara Hayal amcayı ayakta gördüm..herhalde kahvemi yenileyen garson geldiği ara farkedemedim..Az önce dikkatlice baktığı gencin yanında dikiliyordu , bir eliyle de onun saçlarına dokundu , usulca okşadı….
Bu ne ya!.. genç adam hiç oralı olmadı sadece gayri ihtiyari saçına dokundu bir refleksle…sanki bir şey konmuş ya da değmiş gibi….ilginç bir tepkiydi,herhalde hiç hazzetmediği bir olayın içindeydi ve bir an önce uzaklaşmak istiyordu yanından her kimse o…..

Neyse pasaporttan geçsem artık biraz da içerde oyalanırım diyerek sıyrıldım düşüncelerimden….
Aynı anda onlar da ayaklandı,, o iki genç yanlarındaki bayanlarla benim önümde gittiğim yöne doğru gidiyorlardı…ve bir adım gerilerinde de Hayal amca…
Siyah paltosuyla-çok uzun boylu olmasa da- zayıf ama geniş omuzlu gövdesi dimdik yürüyordu, hafif sivri burnunu ve briyantinle sabitlediği hafif dalgalı düzgün saçlarını ve bıyıklarını yandan daha dikkatlice inceledim…Hiç bilmediğim bir huzur duygusu yayıldı içime, gözlerimi alamıyordum Hayal amcadan ve tabi ki yanındakilerden…
Aynı pasaport kuyruğuna yönelirken genç adam yanındakilerle sırayla kucaklaşıp vedalaştı….anlaşılan uzun bir ayrılıktı bu, sarılmalar kuvvetli ve kocamandı….genç adam yalnız uzun bir yurtdışı gezisine çıkıyordu anlaşılan, ya da yeni bir hayata, bir işe…..kimbilir…peki ben neden bu kadar ilgiliydim ki, kalakaldım yerimde ve seyrediyorum hala….Evet karizmatik bir genç kabul ediyorum, dilerim aynı uçuştayızdır , hoş olur ama Hayal amcanın da etkisinden kurtulamıyordum…Çocukluğuma dair hatırlamadığım birini mi çağırıyordu acaba bilinçaltım?

Genç adam yanındaki diğer genci ve iki bayanı sevgiyle öptü ve vedalaştılar..Peki Hayal amca??
Yoksa o da mı yolcuydu? Hem neden hala konuşmuyorlardı??
Ve ben bunları düşünürken Hayal amca önünü kesti gencin…tamam şimdi dedim ,işte hesaplaşma vakti,..
Genç adam bu kadar kibirli olabilir miydi…bir an için durdu ,gözleri uzaklarda sabitlendi, ama hala Hayal amcadan resmen bihaber…
Hayal amca o an uzandı, kendinden beklenmeyecek bir çeviklikle karşısında dikildi gencin, hayret aynı boydalar şimdi nasıl farkedemedim daha önce…uykusuzum sanırım, ondan dikkatsizliğim..

Genç adam sebepsiz dikliyordu öyle tepkisiz…Hayal amca usulca alnının ortasından öpüp onu ,tekrar saçlarını okşadı….Deliriyorum galiba genç adam yine aynı tepkiyle alnına ve saclarına dokundu, sanki bir şey değmiş gibi hissederek…
Şimdi çaprazdan tam karşısındaydım ve genc adamın gözlerini kapatıp bir dua mırıldandığını duydum ve arkasından dudaklarına bir tebessüm yerleşti, büyük bir iç huzuruyla derin bir nefes ve bismillah çekip önüne gitti gişenin ve uzattı pasaportunu…
Ben hala önümdeki kişiyi bekliyordum, ama Hayal amca o genç adamla gitmemişti…birden gözlerim onu aradı …..az ilerde beklerken gördüm bir eli cebinde , o genç adamın arkasından bileğine tespihini geçirdiği elini sallarken…….yüzünde yine aynı huzur ve gurur vardı…hiç konuşmamışlardı ama aslında onları izlediğim dakikalarda onlar hep muhabbetteydiler

Dayanamadım, gözlerimde nem sıramdan çıkıp gittim Hayal amcanın yanına… o sırada o da tam dönüp gitmek üzereydi… yüz yüze geldik ve zümrüt yeşili gözlerini o an farkettim….onlar da nemlenmişti benimkiler gibi… uzun uzun bakıştık….yine aynı huzurla yıkandı içim..o kadar doldum ki sesim çık(a)madı….
Ve boşaldı birden gözyaşlarım başım öne eğilirken ve kaldırdığımda başımı o zümrüt yeşile dalmak için yoktu Hayal amca gitmişti…uçmuştu birden sanki…kalakaldım orda…
alnımda bir serinlik ve saçlarımda bir dokunuşla…

  • Twitter
  • Share/Bookmark

kayalıkların bittiği yerde deniz baslıyor ,bir yaz daha ordayız ve mehtabımız ve sarkılarımız ve beraber büyüdüklerimiz…
her yaz hasret giderdiğimiz dağ,taş, o eşsiz koy ve soğuk su kaynağı…..anılar orda hala ve fonda duyuyoruz yıllar öncesinden…

arkadaki dağ fonu bir o kadar ışıklı, hareketli, gençliğin hızı kan akışlarında ve önümüzde siyah gece içinde yakamozlarıyla uzanan çarşaf gibi bir derya…
ve o yakıcı ses, derinden Gary Moore söylüyor:
” still got the blues for you”

Yıllar sonra bile aynı etki ve hafızaya yer etmiş sözler….
onun ardından bize kalan…

Used to be so easy
To give my heart away
But I found out the hard way
There’s a price you have to pay
I found that love is no friend of mine
I should have know’n time after time

So long
it was so long ago
But I’ve still got the blues for you

  • Twitter
  • Share/Bookmark